Doç. Dr. Ali Haydar Şar

ÇOCUKLUK ÇAĞI DEPRESYONLARI

Depresyon, derin üzüntülü bir duygu durum içinde düşünce, konuşmada ve hareketlerde yavaşlama ve durgunluk; değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile fizyolojik işlevlerde yavaşlama gibi belirtileri içeren bir bozukluktur.
Genel olarak depresyon denince akla ilk gelen yetişkinlerin bu hastalığı deneylediğidir. Yakın zamana kadar çocukların depresyon yasamadığı düşünülürdü ve bu yüzden çocukluk çağı depresyonları bir problem olarak görülmemekteydi. Majör depresyon olarak bilinen sendromun ergenlik öncesi çocuklarda var olamayacağını çünkü bu çağ çocukları gelişim açısından iyi gelişmiş ve içselleştirilmiş bir süper egodan yoksun olduklarını iddia etmekteydi. Freud'a göre id ve ego arasındaki çatışmalar ünsiyeteyim ortaya çıkartır. Egonun bu çatışmayı engelleyebilmesi için gelişmiş olması gerekir. Egonun yetersiz gelişmesi anksiyete ile sonuçlanan bozukluğa neden olabilir. Anksiyete ile karşılasan ego var olan düzeni korumak ya da dış dünyada gerekli ilişkileri sürdürebilmek için yeni mantık bileşimleri yapmak zorundadır. Egonun isleyişindeki bozulma sonucu oraya çıkan anksiyetenin oluşması için egonun gelişmiş olması gerekir. Çocuklarda ego (0-6) henüz gelişmemiş olduğundan böyle bir anksiyeteyi deneylemez düşüncesi hakimdi.
Konuyla ilgili ilk çalışmalarda henüz altı aylıkken annesinden ayrılan çocukların depresyon belirtileri olan mutsuz bir yüz ifadesi gösterdikleri, yemek yemeyi reddettikleri, tıbbi problem yasayan çocukların % 50'sinin mutsuzluk, geri çekilme, çaresizlik, umutsuzluk ve dışlanmışlık hissi yasadıkları ve özellikle çocukların da yetişkin depresyon belirtilerini gösterdikleri saptanmıştır.
Psikiyatrik sınıflamada duygulanım bozukluğu baslığında yer alan depresyon, günümüzde artık çocukluk çağı için ciddi bir rahatsızlık olduğu söylenebilir. Bebeklik döneminde anne ile çocuk arasında duygusal yönden yoğun bir ilişki oluşur. Bu yoğun ilişki, bebeğin fiziksel bakımı yanında duygusal yönden de beslenmesini ve daha sonraki ilişkilerinde kendine güveni sağlayarak ruhsal gelişim açısından ilk adımın atılmasına yardımcı olur. Anne ya da bakıcı konumunda olan kişilerden ayrılma ya da bebekle bu kişiler arasındaki ilişkinin bozulması bebek için en önemli depresyon kaynağıdır.
Depresyonu normal bozukluklardan ayıran birtakım duygu durumları vardır. Bunlar, moral bozukluğu, üzüntü veya strese gösterilen tepkiler arasındaki farklılıklardır. Moral bozukluğu normal çocuklar arasında yaygındır ve depresyon dışı problemleri içerisinde özellikle yaygındır. Örneğin, moral bozukluğu öğrenme bozukluğu olan öğrencilerin çoğunda vardır. Ancak, nasıl okulda öğrenme zorluğu çeken çocukları öğrenme engelli olarak teşhis edemiyorsak, aynı şekilde bütün mutsuz, cesareti kırılmış öğrencileri de depresif görünseler bile depresif olarak teşhis edemeyiz. Morali bozuk çocuklarda, ciddi şekilde depresyon olan çocuklarda görülen tamamen hiçbir şekilde zevk alamama durumu olmaz. Örneğin en sevdikleri tatil yerine gittiklerinde veya favori sporcularla tanıştıklarında zevk alma durumları artmaktadır. Depresif çocuklar aynı durumlarda beklenen zevk durumlarını göstermezler. Aynı zamanda morali bozuk bireyler antidepresan ilaçlara tepki vermezler. Depresyon, üzüntü ve stres tepkileri farklı konuları içermektedir. Birçok üzüntü tepkisi büyük depresif bozukluk için geçerli olan teşhis kriterlerini karşılamaktadır. Ancak bunların yaygın, anlaşılır oldukları için hastalık olmaktan ziyade normal bir durum olarak görülmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Çocuklarda görülen depresyonlar erişkinlerden farklılıklar gösterir. Çocukların depresyonlarını tespit etmek kolay olmayabilir. Depresif çocuklarda depresyon faklı klinik görünümler ve farklı semptomlar ile kendini gösterebilir. Özellikle kronik depresyonlu çocukların bu durumu zor fark edilebilir. Çocukların yasam deneyimleri yetişkinlere göre oldukça az olduğundan ve duygusal durumlarını sözel olarak yetişkinler kadar iyi anlatamadıklarından, depresyonlarını sözel olmaktan ziyade davranışsal olarak ortaya koymaktadırlar.
Çocuklar depresyon sırasında genelde sakin, uyumlu ve normal göründüklerinden teşhis edilmeleri zorlaşmakta ve nadiren yardım alabilmektedirler. Okul çağı çocukları genellikle okuldan kaçtıklarında, sıra dışı bir hareket yaptıklarında, sinir krizleri geçirdiklerinde veya intihara teşebbüs ettiklerinde teşhis edilebilirler ve yardım alabilirler.
Çocukların depresyona girmesinin birçok nedeni olabilir. Örneğin, kendini çirkin hissetmek, anne baba ilgisizliği, başarısızlıklar, arkadaş edinememe, korkular, kardeş kıskançlığı ve ayrılmalar çocuklardaki depresyonun en sık başlangıç nedenleri arasındadır. Zaman içinde bir çocuk kendisini umutsuz, üzgün tedirgin, reddedilmiş, melankolik olarak hissedebilir veya bu görüntüyü verebilir. Fakat bunların çoğu kısa ve normal durumlardır ve bu durumlardan kısa bir süre içinde kurtulabilir. Ancak bazıları için depresyon şiddetli ve uzun süreli olabilir. Böyle bir durumda çocuğun günlük hayatının bütün yönleri, okul başarısından sosyal ilişkilerine kadar olumsuz etkilenir.
Çocukluk çağı depresyonlarıyla ilgili problemler aile, okul ve toplum için bir takım zorluklar ortaya koymaktadır. Tüm araştırmalar, çocukluk çağı depresyonlarının üstesinden gelmede en etkin yollardan birinin erken teşhis olduğu konusunda birleşmektedir. Günümüzde ele alınan en önemli konu, erken teşhisle birlikte erken müdahalenin tek boyutlu olmayacağını, bununla birlikte hem çocuğun, hem de ailenin gelişimini güçlendirmeye hizmet eden karmaşık
etkileşimler ve işlemler dizininden oluşması gerektiği ileri sürülmektedir.
Bu konuda yapılan araştırmalar incelendiğinde, çocukların depresyonla mücadele edebilmeleri için farmakolojik tedavinin yanında bilişsel davranışçı terapilerin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Çocukluk çağı depresyonlarının en önemli nedeni bilişsel yanlış çarpıtmalar ve buna bağlı olumsuz otomatik düşüncelerdir. Bu otomatik olumsuz düşünceler bireylerin duygu ve davranışlarını olumsuz yönde etkilemekte ve depresyona girmelerine neden olmaktadır. Bilişsel davranışçı terapi, bireylerin bu yanlış çarpıtmalarına ve olumsuz otomatik düşüncelerine odaklanarak, bunları olumlu yönde değiştirmeyi ve böylelikle olumsuz davranışları ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında çocukların depresyonla bas edebilmeleri için yanlış çarpıtmaları ve otomatik düşünceleri üzerine odaklanarak depresyonla mücadele edebilmelerine yardımcı olunmalıdır.