Prof. Dr. Ayşe Güler Küçükturan

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİ

Tüm toplumların, çocuklarını yetiştirme ve eğitme ile ilgili özel yaklaşımları vardır. Ancak, günümüzde bilim ve teknolojideki gelişmeler, gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkeleri etkilemekte ve siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını değiştirmektedir. Bu değişime bağlı olarak, eğitim ihtiyacı artmakta ve eğitim çalışmaları hız kazanmaktadır. Eğitim; bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme oluşturma sürecidir (Ertürk, 1975). Bu tanımdan hareketle bireye verilecek uygun ve planlı bir eğitimle ilerdeki yaşamını daha iyi yönetebilmesi mümkün olur. Düşünen, üreten, karşılaştığı problemlere çözüm yolları önerebilen ve bunları uygulayabilen, atak dinamik ve çağdaş bireylerin yetişmesi için, bireye verilecek eğitimin çok erken yaşlarda başlaması gerekir. Bu nedenle okulöncesi eğitim, eğitim sistemi içerisinde önemli bir yer tutar. Erken çocukluk eğitimi de denilen okulöncesi eğitimi kavramı, yeni olmakla birlikte toplumların çocukların eğitimine yönelik görüşleri çok eski yıllara dayanır.
Bu görüşler, toplumların çocuğu algılayış biçimlerine göre değişiklik gösterir. Çocuğun pasif alıcı olarak, çevrelerindeki tüm hazır bilgiyi kendisinin katkısı olmadan, almaya hazır bir varlık olarak düşünülmesi, onun katı kurallarla eğitilmesine yol açar. Ancak çocuğun kendi yaşantıları ile çevreyi algılayıp organize ettiğinin kabul edilmesi, bireysel özelliklerinin ve yeteneklerinin göz önünde bulundurularak eğitilmesi gerekliliğini ön plana çıkartır. Ayrıca dünya üzerindeki siyasal gelişmeler de çocuğun toplum içindeki yerinin belirlenmesine yol açmıştır. Fransız ihtilali ile özgürlük ve demokrasi fikirlerinin ortaya atılması, bir kısım düşünürlerin çocuğun insan olarak temel hak ve özgürlüklerini savunmalarını sağlar. Dünya savaşlarının ardından sınırların değişmesi ve sanayi devrimi ile birlikte kadının çalışma hayatına girmesi çocuğun bakım sorununu da gündeme getirir ve okul öncesi eğitim kurumsal anlamda da yaygınlaşır.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Okulöncesi eğitiminin tarih içindeki gelişimine bu açılardan bakacak olursak; Çocuk eğitimiyle ilgili görüşlere ilkçağ düşünürlerinin yapıtlarında rastlanır. Plato (M.Ö. 427-347) Republic adlı yapıtında, bireyin yetişkinlikteki mesleki yetenekleri ve uyumu konusunda, erken çocukluk yıllarındaki eğitimin önemini belirtir (Oğuzkan & Oral, 1987). Plato, yapıtında bütün çocukların 3 yaşından sonra eğitimciler tarafından yetiştirilmesi gerektiğini söyleyerek kurumlarda bir arada yetiştirilmenin ve 3-6 yaş arasındaki çocuklar için oyunun önemini vurgular. Devletin eğitim işini bireyin isteğine bırakamayacağını, kız erkek bütün çocukların eğitimden yararlandırılması gerektiği üzerinde durur. Aristo' ya ( M.Ö. 384-322 ) göre eğitimin amacı, çocukları yararlı ve ileri görüşlü yurttaş yapmaktır. Onun görüşlerine göre fikir ve zihin eğitiminin öğretimle, ahlak eğitiminin de alışkanlıkla kazandırılması gerekir. Roma' da yaşamış olan ilkçağ düşünürlerinden Quintilianus (M.S.33-95) çocuk eğitimi ile ilgilenerek, eğitimin doğum ile başladığını ve sütanaların çok önemli bir yeri olduğunu belirtir. Bir defa boyanan yünün ilk beyazlığını alamayacağını söyleyerek ilk öğrenmeler üzerinde durur (Koçer, 1980). İlk çağ düşünürlerinin günümüz eğitim sistemine ışık tutacak görüşlerinin aksine, ortaçağda kilisenin toplum üzerindeki etkisiyle, çocuklar küçük bir yetişkin olarak görülür ve özel bir eğitim verilmez. Son yıllarda yapılan tarihsel araştırmalar ortaçağda çocuk istismarı, ihmal ve sert disiplin uygulamalarını belgelemektedir (Woodill, 1992).
Onbeşinci ve 16. Yüzyıllarda Rönesans ve Reform hareketleriyle kilisenin gücü azalır, ekonomik, sosyal ve dinsel alanda yaşam koşullarında değişiklikler olur. Aile birliğinin küçülmesiyle birlikte çocuk, birey olarak değer kazanmaya başlar. Bu dönem düşünürlerinden Erasmus (1467-1536) bedensel cezaların olumsuz etkilerine değinir ve eğitimin oyun içinde verilmesinin önemini vurgular (Sandstrom, 1969). Çocuk konusunda ilk incelemelerde bulunan eğitimcilerin başında gelen John A. Comenius (1592-1670) yayınladığı yapıtlarında, çocuğun bireyselliğiyle, onun ilgi ve yeteneklerinin tanınması gerekliliği üzerinde durarak (Yavuzer, 1997) tüm çocukların kız-Erkek, zengin-fakir, ayırmaksızın küçük yaşlardan başlayarak eğitilmesi gerektiğini savunur (Oğuzkan & Oral, 1987). Aynı zamanda Comenius en iyi öğrenmenin duyular yoluyla olduğunu belirterek Orbis Picturs adlı eseri ile ilk resimli çocuk kitabını yazar (Oktay, 2000).
Onyedinci yüzyılın sonlarına doğru İngiliz düşünürü John Locke çocuğu boş bir yazı tahtasına "Tabula Rasa" benzeterek yakın ve uzak çevrenin çocuk üzerindeki etkilerini dile getirmiş ve dayağın sakıncaları üzerinde durur (Woodill, 1992; Oktay, 2000 ).
Onsekizinci yüzyılda yaşayan Jean Jack Rousseau (1712-1778) çocuğun hak ve özgürlüklerini savunarak dinsel ve toplumsal baskılara karşı çıkar. Çocuğa uygulanacak sert tutumlarla onların ilgi ve yeteneklerini öldürmek yerine, özgürlük ortamında varolan güçlerin ortaya çıkarılması gerekliliğini belirtir. Yaşamın ilk birkaç yılını kritik yıllar olarak kabul eden Rousseau araç ve gereçlerle yaparak öğrenme modeli üzerinde durur (Woodill, 1992;Yavuzer, 1997).
İsviçreli eğitimci Johann H. Pestallozzi (1742-1827) kırsal bölgelerde fakir çocuklar için el becerilerinin ön planda tutulduğu okullar açaır. Eğitimde "yaparak öğrenme" ilkesini uygulayan ilk eğitimcilerdendir. Eğitimde uygulanacak yöntemlerin çocukların gelişim özelliklerine uygun olması gerektiğini savunur (Woodill, 1992; Oğuzkan & Oral, 1987).
Kendi bölgesindeki fakir çocuklardan etkilenen Jean Frederic Oberlin 1770 yılında 4-7 yaş arasındaki okulöncesi çocukların bakım ve eğitimi için küçük örgü okulları kurar. Bu okullarda yün eğirme, örme, parçalama, kâğıt ve resim kesme, ilkokuma, el yazısı, şarkı söyleme zihinden sayma gibi konularda eğitim verilmektedir (Woodill, 1992).
A.M. Firmin Morbeau tarafından 1844 yılında Fransa'da 3 yaşı altındaki çocuklar için ilk gündüz bakım merkezleri veya kreşler açar. Çoğunlukla fabrikaların bünyesinde kurulan bu kreşlere 15 günlükten 3 yaşa kadar olan bebekler gönderilmektedir.
Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında sanayileşmenin sonucu olarak Folising ve Freidner tarafından ilk koruyucu bakımevleri kurulur. Bu bakımevlerinin amacı çocukların ahlaken ve fiziksel olarak ihmal edilmesini önleyerek çalışkan, dindar ve düzenli yurttaş olmalarını sağlamaktır. Ancak günümüzün eğitim anlayışına uygun ilk anaokulu 1840 yılında Friedrich Froebel tarafından kurulur. "Kindergarten" adı verilen bu anaokullarında öğretim sezgi ile buluş, bilinenden bilinmeyenlere gidiş gibi bilimsel eğitim kavramları kullanılarak yapılmaktadır (Hopf, 1992). İtalyan eğitimci Maria Montessori (1869-1952) Zihinsel açıdan geri kalmış çocukları, normal çocuklar için hazırlanan sınavlara hazırlar ve başarılı olmaları üzerine normal çocukların da zihinsel becerilerinin daha ileriye götürülebileceğini düşünür. Bu noktadan hareketle çocuğun, önceden hazırlanmış çevrede kendi kendini geliştirebileceği şekilde hareket ve faaliyet özgürlüğü tanımayı sağlayan bir eğitim sistemi oluşturur. Montessori çocuğun "emici zihin" diye adlandırdığı bir yetiyle doğduğunu belirterek bu erken çocukluk dönemindeki en alıcı dönemde zihinsel faaliyetleri arttırmayı amaçlar (Montessori, 1995).
Yirminci yüzyılda yapılan bilimsel çalışmalardaki ilerlemeler sonucunda sistemli deneysel çalışmalar yapılır. Stanley Hall, çocuk ve ergenin davranışı, ilgi ve yetenekleri üzerinde durarak çocuk eğitimine başka bir boyut getirir. Giderek artan sayıdaki çocuk psikolojisi çalışmaları, erken çocukluk eğitimine yol gösterici olur. (Yavuzer, 1997).
Çağımızın en büyük psikologlarından Jean Piaget üç çocuğunu gözleyerek oluşturduğu kuramında, çocukların kendi yaş grupları içindeki etkileşimlerinin önemini vurgular. Çocukların yaparak yaşayarak öğrendiklerini belirterek öğretimde bilişsel boyutu yerleştirir (Oğuzkan & Oral, 1987). Piaget'in alana yaptığı katkı ile birlikte okul öncesi dönemde farklı eğitim modelleri ortaya atılır.
Ülkeler farklı kültürel yapıları ve farklı gereksinimleri nedeniyle High Scope, Reggio Emillio, Head Start, Açık Eğitim (Open Education), Bank Street, Yaratıcı Oyun Programları gibi farklı erken çocukluk eğitimi modelleri geliştirmişlerdir. Bu modellerin temelinde, çocuğun erken eğitiminin, gelişime olan inkâr edilemez katkısı yatmaktadır.
Cumhuriyet Dönemindeki Okul Öncesi Eğitim çalışmalarına geçmeden önce Türkiye'de Okul Öncesi Eğitimin Tarihsel gelişimine bakmak yararlı olacaktır.

TÜRKİYE'DE OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Çocuk eğitimi açısından Türk Eğitim Tarihi incelendiğinde Dünya tarihi ile aynı sıranın izlendiği görülür. Türklerin Müslümanlığı kabulünden önce, çocukların ve gençlerin toplumsallaştırılıp eğitilmesinde toplumun töresi önemli rol oynamaktadır ve genellikle cinsiyet farkı gözetmeyen bir çocuk sevgisi vardır. Doğum ve ad verme günlerinin kutlanmasıyla çocuğa verilen değer görülmektedir (Akyüz, 1989).
Türklerin islamiyeti benimsemelerinden sonra eğitim, yeni özellikler kazanır. Eğitim ve öğretimde dinin etkileri görülmeye başlar. Türk eğitim tarihinde, eğitimle ilgili doğrudan görüşler ileri süren düşünür Farabidir (870-950) Felsefe ve çeşitli bilimlerdeki derin bilgisi ile kendisine muallimi Sani ( İkinci Öğretmen ) denir. Farabi, eğitim ve öğretim kavramlarını ayırarak öğretimin kurumsal eğitimin ise davranışsal olduğunu vurgular (Akyüz, 1989).
İbni Sina (980-1037) Kanun ve Şifa adlı yapıtında çocukluk dönemine ayrı bir önem verir ve çocuğun bakımı sağlığı ve eğitimi üzerinde durur. Ona göre çocuk sütten kesilir kesilmez kötü huylar edinmeden eğitilmelidir. Altıncı yaşına gelince okula gönderilmeli ve 14 yaşına kadar okutulmalıdır (Akyüz, 1989).
Gazali"ye göre (1058-1111) çocuğun kalbi saf bir cevherdir. Verilen her şeyi kabul etmeye hazır olan çocuğun iyi bir insan olabilmesi için iyi eğitilmesi gerekir. Oyun oynaması için fırsat verilmelidir (Oğuzkan & Oral, 1987).
Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında (1299) eğitim öğretim faaliyetleri camilerde ve tekkelerde yaygın eğitim olarak yürütülür. Osmanlının ilk hükümdarları, çocuğa ve onun eğitimine önem vermektedir. İlk medrese 1330 da Orhan Bey tarafından yaptırılır. Ancak okulöncesi dönem çocuklarının eğitimi kurumsallaşmamıştır. Geleneksel yöntemlerle yapılmaktadır. Okulöncesi eğitim kurumu olmayan ancak çocukların küçük yaşta eğitim aldığı ilk kurum Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Sıbyan Mektepleridir. Bu mekteplere 5-6 yaşlarından itibaren kız ve erkek tüm çocuklar gidebilmektedir. Zorunluluğu olmayan bu okullarda genellikle Kur"an öğretilmektedir. Ancak medreselere yalnızca erkek çocuklar gönderilir, kız çocukları evde el ve örgü işleri yapar ve bilgili cariyeler tarafından yetiştirilerek evliliğe hazırlanır (Akyüz, 1989).
Eğitim alanında önemli işler yapmış olan İstanbul Darülmuallimini Müdürü Satı Bey"in (1880-1968) verdiği bilgilere göre 23 Temmuz 1908 de ilan edilen II. Meşrutiyetten önce de bazı illerde ana mektepleri açılır. Ancak resmi anaokulları Balkan Savaşlarından sonra açılır ve yaygınlaşır. Anaokullarına kadın öğretmen yetiştirilmediği için Türk okullarına Ermeni ve Yahudi öğretmenler getirilir (Akyüz, 1989).
Osmanlı döneminde II. Mahmut"un 1824 yılında ilköğretimi zorunlu hale getirmesini eğitim alanında ilk olumlu hareket olarak görebiliriz (Aytaç, 1971). Ancak eğitimden genellikle erkek çocuklar yararlanmaktadır. 1869 yılında Ali Paşanın nazırlığında Maarifi Umumiye Nizamnamesi ile kız çocuklarının da eğitim alabilecekleri kabul edilir (Oğuzkan & Oral, 1987).
Gerçek anlamıyla okulöncesi kurumların örgütsel kuruluşu Emrullah Efendi'nin nazırlığında 23.9.1913 tarihinde çıkarılan Tedrisat'1 İptidaiye Kanunu Muvakkatı'na (Geçici İlköğretim Kanunu) dayanmaktadır. Bu kanun ile Sıbyan Mektepleri ilköğretime bağlanır. Bu kanunun çıkışından iki yıl sonra 1915 yılında Ana Mektepleri Nizamnamesi (Anaokulları Tüzüğü) yayımlanır. Buna göre, anaokullarının 4-7 yaşlar arasındaki çocuklara eğitim vermek üzere ilkokullara bağlı veya bağımsız olarak açılması düşünülür.( Akyüz,1989; Cicioğlu, 1989). Anaokullarının açılmasıyla birlikte bu okullarda eğitim verecek öğretmen ihtiyacı ortaya çıkar. Anaokulları Nizamnamesinin yayımlanması ile birlikte aynı yıl İstanbul'da anaokullarına öğretmen yetiştiren ve öğretim süresi bir yıl olan bir ana öğretmen okulu açılır ve dört yıl eğitim verdikten sonra 1919 yılında kapatılır. Bu süre içinde 370 anaokulu öğretmeni yetiştirilir (Oğuzkan &Oral 1987) ve gerçek anlamda okul öncesi eğitim kurumsal olarak eğitim süreci içindeki yerini alır.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN GELİŞİMİ

Cumhuriyetin ilanından itibaren, yukarıda belirtilen çabaların yanında okulöncesi eğitime ve bu alana öğretmen yetiştirme çalışmalarına hız verilir. Türkiye' de cumhuriyetin kuruluş yıllarında 38 ilde 80 anaokulu bulunur. Anaokullarına öğretmen yetiştirmek amacıyla 1927-1928 yılları arasında Ankara'da öğretim süresi 2 yıl olan bir öğretmen okulu daha açılır ancak bu okul 1930-1931 öğretim yılında İstanbul Kız Öğretmen okuluna nakledilir ve 1933 yılında da kapanır (Cicioğlu, 1985).
Okulöncesi eğitim kurumlarının ve bu kurumlara öğretmen yetiştiren okulların belirli dönemlerde açılıp, maddi olanaksızlıklar nedeniyle kapanması bu alanın devlet tarafından ihmal edildiğinin göstergesidir. Bu durum, okulöncesi eğitimin ilköğretime bağlı olarak yürütülen ve zorunlu olmayan bir eğitim olmasından ve bu nedenle okulöncesi eğitime ayrılan kaynakların ilköğretime kaydırılmasındandır.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında okul öncesi eğitime verilen önemin göstergesi olarak kurumsal anlamda olmasa da, bu dönem çocuklarına yönelik başka uygulamalar başlatılmıştır. Bunlar; 1923 tarihli "Gebe Kadınların ve Emzikli Annelerin Çalıştırılması Nizamnamesi", 1930 tarihli" Belediyeler Kanunu", 1930 tarihli "Umumi Hıfzıssıha Kanunu", 1936 tarihli "İş Kanunu", 1942 tarihli "İşçilerin Sağlığını Koruma Nizamnamesi" ve 6972 sayılı "Korunmaya Muhtaç Çocuklar Kanunu" olup, doğdukları andan itibaren çocukların ve annelerin yaşam ve çalışma şartlarını düzenlemektedir (MEB, 1987). Ancak çıkartılan yasa ve yönetmeliklerin gerektiği gibi işletilememesi sonucunda, ülkemizin artan nüfusuna hizmet verecek olan okul öncesi eğitim kurumları nitelik ve nicelik olarak yetersiz kalır.
Okulöncesi eğitim kurumlarının nitelik ve nicelik yönünden uzun yıllar yetersiz kalması, son yıllardaki hızlı sosyo kültürel ve ekonomik değişim ile kadının aile içindeki konumunu değiştirmesi ve aktif alarak yaşam içinde yer alması, ayrıca en önemlisi çocuğun ilk yıllardaki eğitiminin, gelişim açısından önemli olduğunun eğitim çalışmaları ve beyin araştırmaları ile kanıtlanması, çocukların erken dönemde bakım ve eğitim sorununa ciddi önlemlerin alınması gereğini ortaya koyar.
Okulöncesi eğitimi, 1952 yılında hazırlanan "Anaokulları Program ve Yönetmeliği", "Anaokullarına Öğretmen Yetiştirme Geçici Yönetmeliği", ve "Anaokulları Yönetmeliği" ile işlerlik kazanmaya başlar. 12.1.1961 tarih ve 10705 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 222 sayılı ilköğretim ve eğitim kanununda, okulöncesi eğitim, zorunlu ilköğretim çağına gelmemiş çocukların isteğe bağlı eğitimlerini kapsamaktadır (MEB, 1987). 16.6.1962 yılında da "Anaokulları ve Anasınıfları Yönetmeliği" yayınlanarak okulöncesi eğitim kurumları günümüzdeki şeklini almaya başlar (Cicioğlu, 1985). Sonunda, okulöncesi eğitimi ve Okul öncesi eğitim kurumları 24.6.1973 tarih ve 14574 sayılı resmi gazetede yayımlanan 1739 sayılı "Milli Eğitim Temel Kanunu" ile günümüzdeki şekline ulaşarak Türk Milli Eğitim sistemi içindeki yerini alır.

TÜRKİYE'DE OKUL ÖNCESİ EĞİTİM YAKLAŞIMLARI

Yukarıda yapılan açıklamalar, Türk Eğitim sistemi içinde Okul Öncesi eğitimin niceliksel olarak gelişimini göstermektedir. Niceliksel gelişimin nitelikte de iyileşme sağlayacağı muhakkaktır, ancak farklı ekonomik ve kültür düzeylerinde büyüyen çocuklar arasındaki eğitim farklılıklarını en aza indirerek, toplumumuzdaki tüm çocuklara en üst düzeyde gelişim ve eğitim olanağı sağlama ihtiyacı, hangi okul öncesi eğitim yaklaşımlarının benimsenmesi gerektiği konusunda çalışmaların yapılmasına neden olmaktadır. Ülkemizin sosyo-kültürel yapısı farklı kültür ve ekonomik koşullarda bulunan çocukların eğitiminde farklılıklar olabileceğini göstermektedir.
Farklı dillerden ve kültürel geçmişten gelen çocuklar üst düzeyde başarıyı yakalayabilirler ve bu konuda cesaretlendirilmelidirler. Bireysel farklılıkları ve farklı sosyo kültürel yapıları, onların nitelikli eğitimden yararlanmalarını etkilememelidir. Eğitimsel kazanımlar artarak devam eder ve çocuğun bu süreçten engellenmesi ona ve topluma zarar verir (Chang,. 1993).
Okul öncesi yıllarda, çocuğun en üst düzeyde eğitim alabilmesi için Milli Eğitim bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, Okul Öncesi Eğitim Genel Müdür tarafından önerilen Okul Öncesi Eğitim Programlarını kabul etmiştir. Programlar uygulamadan kaynaklanan aksaklıkları gidermek ve bilimsel çalışmalarla ortaya konulan yeni yaklaşımları uygulamak adına değişik zamanlarda geliştirilmiştir. Buna göre, 1994, 2002 ve 2006 yıllarında güncellenen okul öncesi eğitim programı, ulusal ve uluslararası alan araştırmaları, uygulamadan gelen geri bildirimler, Okul Öncesi Eğitimin Güçlendirilmesi Projesi çalışmaları kapsamında yapılan mevcut durum analizleri dikkate alınarak 2012 yılında yeniden güncellenmiş ve okul öncesi eğitimi veren tüm paydaş kurum ve kuruluşların da katkıları dikkate alınarak tamamlanmış, 2013 yılında uygulamaya konmuştur.
Uygulanmakta olan bu program, gelişimi baz alan ( Developmental Appropriate) eğitim yaklaşımını benimsemektedir. Bu yaklaşımda, eğitimde çocuğun ve ailenin aktif katılımı, gereksinimlere uygunluk, çevresel özelliklerin göz önünde bulundurulması esastır. Bu şekilde, gelişimsel gereksinimlerin karşılanarak, gelişim alanlarının birbiri ile etkileşimleri desteklenerek, çocuğun bütün gelişim alanlarındaki davranışlarının daha üst düzeye çıkması hedeflenir.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM PROGRAMININ ÖZELLİKLERİ
Bu programın amacı, okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden çocukların zengin öğrenme deneyimleri aracılığıyla sağlıklı büyümelerini; motor, sosyal-duygusal, dil ve bilişsel gelişim alanlarında gelişimlerinin en üst düzeye ulaşmasını, öz bakım becerilerini kazanmalarını ve ilkokula hazır bulunmalarını sağlamaktır.
Program, çocukların gelişimlerini desteklemesinin yanı sıra tüm gelişim alanlarında görülebilecek yetersizlikleri önlemeyi amaçladığından destekleyici ve önleyici boyutları olan çok yönlü bir program olma özelliği taşımaktadır.
Program, çocukların gelişim düzeylerine ve özelliklerine dayanan ve bu bağlamda, tüm gelişim alanlarının geliştirilmesini esas alan "gelişimsel" bir programdır. Program yaklaşımı olarak "sarmal" özellik gösteren bu program, model olarak "eklektik"tir. Programda, "kazanım" ve "gösterge"ler temel alınmış olup çocukların gelişim özellikleri yaş gruplarına göre, kazanım ve göstergeler ise bütün olarak ele alınmıştır.

KAYNAKLAR
Akyüz, Y. 1989. "Türk Eğitim Tarihi" A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayıını No:160, Ankara.

Aytaç, K. 1971. "Avrupa Eğitim Sistemi" A.Ü. Basımevi, Ankara.

Chang, H. 1993. Affirming Children's Roots: Cultural and Linguistic Diversity in Early Care and Education.
San Francisco, Calif.: California Tomorrow.

Cicioğlu, H. 1989. "Türkiye Cumhuriyetinde İlk ve Ortaöğretim", Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri
Fakültesi Yayınları. A.Ü. Basımevi, No:140, Ankara.

Ertürk, S. 1975. Eğitimde Program Geliştirme, Cihan Matbaası, Ankara.

Hopf, A. 1992. "Preschool Education in German", International Handbook of Early Childhood Education,
Garland, Reference Library of Social Science, vol.598.

Koçer, H. A. 1980. Eğitim Tarihi (ilkçağ), Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara.

Milli Eğitim Temel Kanunu ile İlköğretim ve Eğitim Kanunu 1987. M.E.B Basımevi, Ankara.

MEB 1994. Kreş Programı (0-36 Ay), Milli Eğitim Basımevi, İstanbul.

MEB 2002. 36-72 Aylık Çocuklar İçin Okul Öncesi Eğitim Programı, , Milli Eğitim Basımevi, Ankara.

MEB 2003. Milli Eğitim Sayısal Veriler 2002-2003, Milli Eğitim Basımevi, Ankara.

MEB 2004. Milli Eğitim Sayısal Veriler 2003-2004, Milli Eğitim Basımevi, Ankara.

Montessori, M. 1995. (çev. Güler Yücel),Çocuk Eğitimi, Özgür Yayınları, İstanbul.

Oğuzkan, Ş., G. Oral 1987. Okulöncesi Eğitimi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul.

Oktay, A. 2000. Yaşamın Sihirli Yılları:Okulöncesi Dönem, Epsilon, İstanbul.

Sandstrom, C. I. 1969. Psychology of Childhood and Adolescence, Penguin Books.

Woodill, G. A. 1992. "International Early Childhood Care and Education" International Handbook of Early
Childhood Education, Garland Reference Library of Social Science, vol.598.

Yavuzer, H. 1997. Çocuk Psikolojisi, Remzi Kitabevi, İstanbul.